herkese günaydınlar.
uzun süren suskunluklar oluyor bu ara bende..
yazmak okumak bilgisayara okumak istemiyorum.
yatmak uyumak uyumak istiyorum sadece.
mutfağa mecburiyetten girip öylesine bir şeyler yapıyorum.
pasta börek işlerini rafa kaldırdım.
rehavet dönemimdeyim.ilişmeyiniz:))
bu bizim evde çok sevilen makarna çeşitlerinden biri.normal makarna yapıyoruz.üzerine sarımsaklı yoğurt döküyoruz.onun üzerine de bol soğanla kavurduğumuz kıymayı koyuyoruz. ve afiyetle yiyoruz. gerçekten çok hoş oluyor.hem pratik hem leziz. fiyet bal şeker olsun herkese.
Allah ağzınızın tadını hiç bozmasın.
28 Aralık 2010 Salı
23 Aralık 2010 Perşembe
15 Aralık 2010 Çarşamba
Aşure
herkeslere günaydınlar...
muharrem ayımız mübarek ve hayırlara vesile olsun inşaallah.
vakit geldi.. zaman aşure zamanı...haydi mutfağa....
dedim kendi kendime ve yaptım aşuremi.her zaman ki gibi süper oldu. kendimi övmek gibi olmasın ama bu aşure işini becerdim galiba.gelelim tarife.
aşure için gereken malzemeler:
- 1 kg. buğday
- 2 su bardağı nohut
- 2 su bardağı kurufasulye
- 2 çay bardağı pirinç
- 250gr kuru kayısı, yıkanmış ve ufak ufak doğranmış
- 250 gr. çekirdeksiz kuru üzüm
- 250 gr. kuru incir
- 2,5 kg. toz şeker
önceki günden aşure hazırlıkları...
*** 1 kg aşurelik buğdayı büyük bir tencereye koydum.biraz kaynattım.( 5 dakika kadar) ocağı kapatıp tencerenin kapağını örttüm. ertesi güne kadar öyle beklettim.
***2 su bardağı nohutu ıslattım.sonrada düdüklüde pişirdim. dağılacak kadar pişmeyecek.piştikten sonra nohutların kabuklarını soydum.
***2 su bardağı kuru fasülye için de nohutta ki yöntemi uyguladım.
***bu işlemleri bir gece öncesinden yaptım. aşureyi yapacağım gün buğday, nohut, ve fasülyem pişmiş ve hazır durumdaydı.
aşureye başlamadan az önce yapılacaklar...
*** kayısı ve inciri küçücük küpler halinde doğradım.(aslında annem doğradı:))
***kuru üzüm ve doğaranan incir ve kayısıları yıkadım.
veee geçtim ocağın başına. aldım evdeki en büyük tencereyi.
aşurenin yapımı
1**tencereye buğdayı alıp üzerine bolca su koyup kaynatmaya başlıyoruz.
2**kaynamaya başlayınca yıkanmış pirinci ekliyoruz.
3**10 dakika sonra nohut ve fasülyeyi ekliyoruz.
4**15 dakika kadar hepsini birlikte pişiriyoruz.
5**kuru üzüm , kuru kayısı ve kuru incirleri ekleyip 20 dakika kadar karıştırarak pişiriyoruz.
6**en sonunda toz şekeri ekleyip şeker eriyene kadar pişiriyoruz ve altını kapatıyoruz.
7**1 portakalın kabuğunu rendeliyoruz.iyice karıştırıp kapağını kapatıyoruz ama sık sık karıştırıyoruz.
8**ikram sırasında ceviz fındık fıstıkla süsleyebilirsiniz.
afiyet olsun Allah kabul etsin.buyurmaz mısınız...
13 Aralık 2010 Pazartesi

Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
-- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın meyhusun biri işte!..
-- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.
Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
-- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,paklanması var. Tekfini, telkini...
-- Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.
Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.
Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...
Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.
Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
-- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
-- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.
Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.
Hucceti islam okurdum...
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...
Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
-- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
-- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın meyhusun biri işte!..
-- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.
Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...
Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
-- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,paklanması var. Tekfini, telkini...
-- Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.
Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.
Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.
Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...
Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.
Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
-- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
-- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.
Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.
Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.
Hucceti islam okurdum...
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...
Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
-- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
7 Aralık 2010 Salı
ıspanaklı tava böreği
herkese çok güzel günler diliyorum. bir kaç gündür yazı eklemek isteyip te sürekli olarak üşenip duruyorum.bugün üzerimdeki tembelliği atmaya karar verdim.
kızlar çizgi ffilm izliyor yani benim boş zamanım şu an. calilou çılgınığı bizim evde tam gaz devam ederken büyük kuzu artık büyümeye başladığını ve bunun bebk çizgi filmi oduğunu söylerek winx e merak saldı. ben de onu fazla zletmek istemiyorum ama çocukları tamamen soyutlamanında çok doğru olduğunu düşünmüyorum. sadece doğru yönlendirme yapmalı. yasaklar her zaman daha cazip gelir. offf çocuk yükü çok zormuş. dertler de gittikçe büyüyecek dediğinizi duyuyorum. hayırlısı. Allah sağlık sıhhat ve iman versinde gerisi halledilecek inşaallah. Rabbim tüm ana-babaların yardımcısı olsun. zaman kötü..
ve gelelim tarifimize. ıspanaklı böreği çok severim. bu biraz daha kolay olanı.
ıspanakları güzelce yıkayıp bol soğan ve az salça ilavesi ile kavuruyoruz.tuzunu attıktan sonra pişmesini bekliyoruz. ocaktan alıp soğutuyoruz. harç sıcak olunca yufka çok zarar görebiliyor.
1 yufkayı seriyoruz.üzerine biraz yoğurt koyarak her yerine incecik yayıyoruz.ortaya kare şeklinde harcı döşeyip üzerine biraz da peynir ufalıyoruz. gözleme şeklinde kapatıyoruz.teflon tavada önlü arkalı kızartıyoruz. aynı gözleme gibi işte.
sonra da bayıla bayıla yanında ayranla yiyoruz. tabii ki yanınızda bir de sevdiğiniz bir dostunuz komşunuz falan varsa tadından geçilmez.
ağzınızın tadı hiç bozulmasın.iyi akşamlar
kızlar çizgi ffilm izliyor yani benim boş zamanım şu an. calilou çılgınığı bizim evde tam gaz devam ederken büyük kuzu artık büyümeye başladığını ve bunun bebk çizgi filmi oduğunu söylerek winx e merak saldı. ben de onu fazla zletmek istemiyorum ama çocukları tamamen soyutlamanında çok doğru olduğunu düşünmüyorum. sadece doğru yönlendirme yapmalı. yasaklar her zaman daha cazip gelir. offf çocuk yükü çok zormuş. dertler de gittikçe büyüyecek dediğinizi duyuyorum. hayırlısı. Allah sağlık sıhhat ve iman versinde gerisi halledilecek inşaallah. Rabbim tüm ana-babaların yardımcısı olsun. zaman kötü..
ve gelelim tarifimize. ıspanaklı böreği çok severim. bu biraz daha kolay olanı.
ıspanakları güzelce yıkayıp bol soğan ve az salça ilavesi ile kavuruyoruz.tuzunu attıktan sonra pişmesini bekliyoruz. ocaktan alıp soğutuyoruz. harç sıcak olunca yufka çok zarar görebiliyor.
1 yufkayı seriyoruz.üzerine biraz yoğurt koyarak her yerine incecik yayıyoruz.ortaya kare şeklinde harcı döşeyip üzerine biraz da peynir ufalıyoruz. gözleme şeklinde kapatıyoruz.teflon tavada önlü arkalı kızartıyoruz. aynı gözleme gibi işte.
sonra da bayıla bayıla yanında ayranla yiyoruz. tabii ki yanınızda bir de sevdiğiniz bir dostunuz komşunuz falan varsa tadından geçilmez.
ağzınızın tadı hiç bozulmasın.iyi akşamlar
2 Aralık 2010 Perşembe
havuçlu toplar(cezerye)
cezeryeyi çok severim. hele şöyle halis mulis malatya dan gelenine bayılırım.ama arada bir evde bu havuçlu topları yaparak gerçek cezerye isteğimi bastırabiliyorum.
havuçlu topalrın tek bir sorunu var. yapıldığı günün ertesine dayanmıyorlar:) çok güzel bir atıştırmalık. denemediyseniz kesin denemelisiniz.
yarım kg havuç rendelenir tencereye alınır. üzerine 1 su bardağı şeker eklenir ve suyunu çekene kadar pişirilir.
pişince ocaktan alınır. biraz soğumaya başlayınca 1 paket bisküvi rondoda un haline getirilerek eklenir.isteğe bağlı 1 paket vanilyada koyabilirsiniz.hamur şeklinde yoğurulur ve istenilen büyüklükte toplar yapılır. çok büyük yapmayın çirkin görünebiliyor. fındıkla ceviz arası benim toplar.hepsi hindistan cevizine bulanır ve servise hazırdır.
afiyet bal şeker olsun.gününüz hep güzel geçsin. Allah ağzınızın tadını bozmasın.
havuçlu topalrın tek bir sorunu var. yapıldığı günün ertesine dayanmıyorlar:) çok güzel bir atıştırmalık. denemediyseniz kesin denemelisiniz.
yarım kg havuç rendelenir tencereye alınır. üzerine 1 su bardağı şeker eklenir ve suyunu çekene kadar pişirilir.
pişince ocaktan alınır. biraz soğumaya başlayınca 1 paket bisküvi rondoda un haline getirilerek eklenir.isteğe bağlı 1 paket vanilyada koyabilirsiniz.hamur şeklinde yoğurulur ve istenilen büyüklükte toplar yapılır. çok büyük yapmayın çirkin görünebiliyor. fındıkla ceviz arası benim toplar.hepsi hindistan cevizine bulanır ve servise hazırdır.
afiyet bal şeker olsun.gününüz hep güzel geçsin. Allah ağzınızın tadını bozmasın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




