28 Aralık 2009 Pazartesi
aşure
3 su bardağı aşurelik buğday
1 çay bardağı pirinç
1 su bardağı nohut
yarım su bardağı kuru fasülye(ben pek sevmem içinde o yüzden az koydum)
şeker tamamen damak tadıma göre ne kadar attım bilemiyorum.
1 portakal kabuğu rendesi
kuru üzüm
kuru incir
kuru kayısı
**buğday, fasülye, nohut 1 gece önceden ıslatılır.(buğdayı dakikalarca yıkadım duru suyu ancak çıktı)sabah fasülye ve nohutu ayrı ayrı haşladım hatta nohutların kabuklarını bile soydum.
**sabah buğdayı tencerede iyice kaynattım.kaynayınca suyunu süzüp pirinci ekledim .tekrar su koyup 1 taşım kaynattım ve altını kapattım.yarım saat öylece dinlendirdim.
**tencereyi tekrar ocağa koyup kaynamaya başlayınca nohut ve fasülyeyi ekledim.
**15 dakika hepsini beraber kaynattım ve sonra portakal kabuğu rendesini ve şekeri ekledim.şekeri azar azar tadına bakarak koydum.
**şeker ariyince küçük küçük doğradığım kuru meyveleri ekledim.1 paket te vanilya ekledim içine.
**yarım saat kısık ateşte (ama çok kısık ateş) dinlendirerek pişirdim.
**kaselere koyarak üzerini fındık ve cevizle süsledim. biraz da tarçın döktüm. konu komşuya dağıttım.afiyet bal şeker olsun::))
24 Aralık 2009 Perşembe
anne olmasaydım eğer
Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.
Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım.
O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.
Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.
Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim.
Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım.
Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.
Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.
Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.
Babanla birbirimizi yine cok sevicektik ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.
Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.
Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.
Annesinden zorla ayırdılar diye 'Uçan Fil Dumbo!' çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.
Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.
Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.
Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.
38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.
Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye tuhaf hareketler yapmayacaktim
Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.
Sen olmasaydın eğer ben asla 'anne' olmayacaktım.
Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!
23 Aralık 2009 Çarşamba
Tess Gerritsen_Günahkar

"Tüyler ürpertici. Doktor Gerritsen'in morguna hoş geldiniz."
Publishers Weekly
"Cinsellikten doğan suçluluk duygusuyla harmanlanmış görkemli cinayetler."
Kirkus
"Son derece heyecan verici. Bu kitabı elinizden bırakamıyacaksınız."
Mo Hayder
"Vurucu cümleler eşliğinde yürek hoplatan bir gerilim. Gerritsen her yeni
romanında, işinde daha da ustalaştığını kanıtlıyor."
The Drood Review
"Gerritsen, insan ruhunun derinliklerinde saklanan gizleri gün ışığına
çıkartmayı başaran hayal gücüyle, Edgar Allen Poe ile H.P. Lovecraft arası
ilgi çekici tarzıyla ses getiriyor."
Chicago Tribune
"Gerritsen'den tuhaf bir şekilde insanı içine çeken, korkutucu ve gerilim
yüklü bir roman daha."
Booklist
"Gizemler ardına saklanmış, korkutucu ve çekişmeli bir mücadele."
Kirkus
bir iki laf da ben edeyim bari Günahkar hakkında.
''çırak''tan iyi ''cerrah'' tan kötü...
tıp içeriği çok fazla ama aksiyon çok çok az.
yer seçimleri iyi, ama yer betimlemelri kötü.
her zamanki gerritsen dehası var.kitap aniden içine alıveriyor seni.bir an önce bitirmek ama bittiği anda da başa dönmek hissi uyandırıyor.
çevirinin kötü olduğu hakkında söylentiler duydum ama ben yorumsuzum.orjinalini görüp te çeviriye laf atacak kadar ingilizcem süper değil henüz(henüz diyorum çünkü bu arada ingilizce çalışmaya karar verdim)
yani kitap genel olarak vasatın çok üzerinde ancak sanırım Gerritsen den daha iyisini bekliyordum.
10 Aralık 2009 Perşembe
o şimdi asker
ama eminim ki tüm ailem biliyor ki ben tamamen onların yanındayım şu an. hissediyorlardır beni yanlarında:) çok seviyorum sizi. hele canım yavrum Gökhan'ın seni bi ayrı seviyorum.(annem duymasın::))
7 Aralık 2009 Pazartesi
koloni

Grange ne yazsa bayılırım diye dşünüyordum. koloniyi okuyana kadar en azından. şiddetli bir grange hayranı olarak söylüyorum ki son kitap çok aceleye gelmiş sanki. evet kurgu iyi ama Grange a yakışmamış. her zamanki ''aman Allahım nasıl bişi bu ya '' olamadım açıkçası.genel olarak iyi kitaplar arasın agirsede benim kitaplığımda, süperlerin arasına giremeyecek::((
üzgünüm Grange olmamış.....
bakıcı
bir insanın en büyük hazinesi nedir sizce? hayatta en kıymet verdiği şey..en büyük dünyevi sevgi nedir? ben mi çok anaçım acaba ama bence kesinlikle evlat sevgisidir. iki kız annesi olarak söylüyorum ki onlardan daha kıymetli birşey yok benim için.
peki insan en sevdiğini en kıymetlisini, canından ötesini hiç tanımadığı birine nasıl emanet edebilir anlayamıyorum. son çıkan bakıcı dehşeti bei çıldırttı. ben zaten o tür videolara pek bakamam içim almaz dayanamam. hırsımdan hasta falan olurum genelde.
ee ne yapacağız peki değil mi. işi gücü bırakıp oturacakmıyız. kreşe bile veremeyecek miyiz?
vallahi bence gerekiyorsa evet en azından minicik bebeği hiç tanımadığımız insanlara emanet bırakmayacağız.evet benim kızımda kreşe gidiyor. ama kendini ifade edebilecek yaşta olduğu için gidiyor. rabbim mecbur bırakmasın ama küçücük bebeğimi asla bakıcıya (tamam çok iyi bildiğiniz biri olabilir belki ama) bırakmam. öyle anlar geliyor ki babalarının bağırmasına bile tahammül edemiyorum. onalar benim nurum. bana emanet onlar. yeri geliyor öpmeye sevmeye kıyamıyorum. benim minik bal sabahtan beri tüm sabrımı zorladı. az önce uyudu ve uyurken onu öpmeye kıyamadım. şu an hırsımdan ağlıyorum. annler lütfen bebeklerinizi bırakırken çok iyi düşünün. neler duyuyoruz.
çok seviyorum bebişlerimi ya. Rabbim onlarla imtihan etmesin inşaallah.